BLUES NASIL ÇALINIR?


Blues öncelikle insanların kendilerini ifade etmesi icin bir araçtır diyerek başlayabiliriz. Ben bu yazıda blues'a daha çok bir gitarist gözüyle yaklaşmaya çalışacağım. Bahsedeceğim şeyler de blues'un sınıflandırması, tarihinden ziyade nasıl çalınabileceği ve ekipman gibi konulardan oluşacak... Ve başlıyoruz...

"it takes four to play the blues: a man, a woman, a broken heart, a broken home."

Bu söz bütün demek istediklerimi özetlemeye yetiyor. Nasıl gitar çalacabileceğinizi anlatmadan önce neden blues çalmak isteyebileceğimizi açıklığa kavuşturmalıyız sanırım. Blues çalan birisinin öncelikli olarak amacı toplumsal olayları, sıkıntılarını, aşkını, hayatını ve olaylara karşı kendi duruşunu en yalın biçimde dinleyicisine aktarmaktır. Bunu yapmak içinse elindekiler bir gitar ve anlatacağı hikayeden ibarettir. Dikkat ettiyseniz şarkı söylemektense hikaye anlatmak deyimini kullanmayı tercih ettim. Çünkü blues için onemli olan fikrini aktarabilmektir. Eğer fikriniz yoksa ne çaldığınızın da hiçbir önemi yoktur. Gitarın blues'daki rolü ise çok belirgindir. Kuklacıları bilirsiniz. Adam elinde kuklasıyla karşılıklı konuşur ve kukla da ona cevap verir. Böylece asıl amaç olan anlattığı hikayeyi pekiştirme ve kendi sözünü kuvvetlendirme amacına ulaşır. Blues için de gitar böyledir. Nasıl çalarsanız çalın en önemli şey sözlerinizle söylediğiniz olayı gitarınızla desteklemenizdir. Bunu yapabildiğiniz ölçüde iyi bir blues gitaristi olabilirsiniz. Hızlı, yavaş çalmak konusuna girmiyorum çünkü eğer kafanızdakini anlatabiliyorsanız ister çok yavaş, ister çok hızlı çalın bu sadece size kalmış birşeydir. Bu kimsenin kimseyi yargılayamayacağı bir konudur.

Blues gitarı için önemli noktalardan birisi imitasyondur. Yani söylediklerinizi aynı anda ya da sözünüzden sonra gitarınızla tekrarlamanız ya da tekrarlayabilmeniz bu olayın özünü oluşturur. BB King'in de kendisine her sorulduğunda söylediği gibi duyduğumuz şeyleri çalmaya çalışmalıyız ve çalabilmeliyiz. Larry Carlton izlediğim bir röportajında büyük bir tevazuyla kendisinin çok fazla teorik bilgisi olmadığını, bugünün gitaristlerinin pek çok şeyi kendisinden çok çok daha iyi bildiğini söyledikten sonra "misty" standardını üç farklı gitaristin yorumuyla çaldı ve "ben de gençken bunları çalmaya çalışıyordum işte" diyerek sözünü bitirdi. Buradan çıkarabileceğimiz bence en önemli ders teknik hakimiyetimize önem verdiğimiz kadar, insanların duygularına hitap edebilmek için çaldığımızı unutmamamız ve dolayısıyla şarkı vs. çalmayı küçümsemeden onları da çalmamız gerektiğidir. Tabi amacımız hikayemizi anlatmaksa...

Bir diğer önemli nokta ise çaldığınızın söylediğinizle örtüşmesi ve tavrınızı net bir biçimde ortaya koymasıdır. Açıkçası pentatonik gamlarını hızla inip çıkmak ya da bir iki bend yapmak vs. bunlar hepimizin belli çalışmalarla yapabileceği şeyler. Ama hepimizin en büyük arayışı bu noktalardan sonra başlıyor zaten. Eminim hepimiz kendimize bu soruları sormuşuzdur. Ben çok hızlıyım tamam ama napıyorum ben? Ya da ben bend yapıyorum da niye sürekli aynı yerde aynı notaya aynı şekilde yapıyorum? Ya da klavyeyi yedim yuttum her yere gidiyorum süperim ama nereye gidiyorum ben böyle? Ya da bunların hepsini tek tek sorduktan sonra şimdi bu yaptığım blues mu? Bunların yanıtını tek tek veremem çünkü gerçekten çok subjektif konular. Ama yanıtını bulabilmeniz için tek bir anahtar verebilirim. Eğer çaldığınız gitarın, söylediklerinizi desteklediğine inanıyorsanız doğru yoldasınız demektir.

Blues majör akorların üstüne minör gam çalınmasıyla ortaya çıkan ilginç bir müziktir. (minör lafıma inanmayan baksın la minör ve la pentatonik gamları) Blues un çeşitli kalıpları da vardır tabi ki: minör blues, 12 bar blues ve tek veya iki akora dayalı boogie bu yazıda kısaca üstünde duracağımız başlıca kalıplar olacak. Tabi bunlardan başka 16 24 ölçüden oluşan başka standart kalıplar da mevcuttur.

Boogie John Lee Hooker'ın yarattığı bir blues türevidir. Tek ya da iki akordan oluşur ve insanı yakalayan bir riffe sahiptir. Dinleyiciye süreklilik hissini vermeye çalışır. Bu müzik en temel açıdan bugünkü rap müziğin atası kabul edilebilir. Birkaç örnek vermek gerekirse Jimi hendrix - Voodoo Chile ve yine John Lee Hooker Thelma ve I'm In The Mood sanırım yeterli olacaktır.

12 bar blues ise adından da anlaşılabileceği gibi 12 ölçüden oluşur. En genel kabul görmüş ve bilinen blues kalıbıdır. Çok çeşitli tarzları bile rahatca kendisinde eritebilen çok basit ama çok ta karmaşık bir yapısı vardır. Öyle genel geçer birşeydir ki birbirini hic görmemiş, hiç tanımayan iki ve üstü müzisyen sadece nerden çalıyoruz sorusuyla sonu gelmez bir Jam Session'un içinde kendilerini bulabilirler. Yani insanları da kaynaştırır! Aşağıda en yaygın kullanılan 12 bar blues cesitlerini veriyorum. Bu akorları kromatik biçimde taşıyarak başka pozisyonlardan da çalabilirsiniz. Mesela 5. pozisyona gidip bareli akorla la, re ve mi seslerini kullanarak, mi tonundan la tonuna geçmiş olursunuz 3. poziyona taşıdığınızda ise sol, 7.pozisyona taşıdığınızda ise si tonundasınız demektir. (yeni başlayanlar için ufak not a=la b=si c=do d=re e=mi f=fa g=sol demek!)


e 12 bar blues

1(e) 2(a) 3(e) 4(e)
5(a) 6(a) 7(e) 8(e)
9(b) 10(a) 11(e) 12(b7)


e 12 bar blues 2 (Stevie Ray Vaughan)

1(e) 2(e) 3(e) 4(e)
5(a) 6(a) 7(e) 8(e)
9(b) 10(a) 11(e) 12(b7)


e 12 bar blues 3 (Chuck Berry)

1(e) 2(e) 3(e) 4(e)
5(a) 6(a) 7(e) 8(e)
9(b) 10(b) 11(e) 12(b7)


e 12 bar blues 4 (bb king)

1(e) 2(e) 3(e) 4(e)
5(a) 6(bbdim) 7(e) 8(e)
9(b) 10(b) 11(e) 12(b7)


e 12 bar blues 5 (bb king 2)

1(e) 2(a) 3(e) 4(e7)
5(a) 6(bbdim) 7(e) 8(c#7)
9(f#minor7) 10(b7) 11(e) 12(b7)


Minör blues ise hepimizin kulağının blues dışında da alışık olduğu pop'tan rock'a bugünün sık kullanılan akor kalıplarından birisidir.

e 12 bar minor blues (en sık duyduğumuz!)

1(e minör) 2(a minör) 3(e minör) 4(e minör)
5(a minör) 6(a minör) 7(e minör) 8(e minör)
9(c7) 10(b7) 11(e minör) 12(e minör)


e 12 bar minor blues 2

1(e minör) 2(e minör) 3(e minör) 4(e minör)
5(a minör) 6(a minör) 7(e minör) 8(e minör)
9(b7) 10(b7) 11(e minör) 12(e minör)



Evet kısaca blues kalıplarını da birazcık anlattıktan sonra bunları nasıl bir zamana göre çalacağını soranlar olabilir sanırım. Şimdi bu soruna bilgim ölçüsünde en teknikten en çaresizine kadar yanıt veriyorum. Bunların her biri shuffle ( 12/8, 3/4 ) ve straight ( 4/4 hatta 2/4) zamanlarında çalınabilir. Bu bahsettiklerimden bişey anlamayan ve yanında sorabilecek kimsesi olmayanlar ise demek istediğim zamanları anlamak icin;
Chuck Berry - Johnny B Goode
Jimi Hendrix - Red House
BB King - Thrill Is Gone'ı bir yerlerden bulup fikir sahibi olabilirler. Ama bu tip konularda benim naçizane tavsiyem bilen birisinden yardım almanız gerektiği yönündedir.

Eğer birisine solo atması ya da şarkı soylemesi için eşlik edecekseniz, herşeyden önce mükemmel bir zamanlamayla çalmaya çalışmalı ve asıl duyulması gereken kişinin siz değil o olduğunu hiç unutmamalısınız.

Nasıl solo atabiliriz peki? Hepimiz bu ölümcül soruyu belli bir seviyeye geldikten sonra sormuş ve arayış içine girmişizdir. Blues bu konuda büyük bir zenginlige ve çeşitliliğe sahip bir müziktir. Yıllar içinde kendi tavrını ortaya koymuş pek çok müzisyen blues'a kendi yorumlarını getirmiştir. Bu sanatcıların hepsinin ortak özelliği ise nasıl yaparlarsa yapsınlar yaptıkları şeyin çok güçlü ve kendilerine özgü olduğudur. Blues da gücünü bu noktadan alır. İşin temeline baktığımızdaysa sonuçta hepsinin aşağı yukarı aynı gamı kullanarak birbirlerinden ne kadar farklı olabildiğini görmekteyiz. İşte bu sihir gitaristin algısında, yorumunda ve dokunuşunda gizlidir. İnternette şu anda okuduğunuz gibi nasıl blues çalabileceğinizle ilgili pek cok yayın var. Ben de bunlardan önemli sayılacak kısmını yıllar içinde okudum ve uygulamaya çalıştım. Gamları öğrendim. Sonra akorları nasıl çalabilecegimi vs vs.. ama bunları üst üste koyduğumda asla blues olmuyordu. Çünkü 3 akorun üstüne pentatonik inip çıkmak ve arada sırada bend yapmak asla blues değildi. Blues çok başka birşey ve sanırım bu kadar kastıktan sonra ucundan da olsa yakalamayı başardım onu. Bu sözlerimle kendimi çok süper bir gitarist sandığımı zannetmeyin. belki de bu sitedekilerin içinde en kötülerinden biriyim ama blues'u yakalamayı başardım ve benim istediğim de buydu zaten. Blues'la ilgili her şeyi okuyun. Kimin yaptığını ögrenin. Tabi neden yaptığını da ögrenin. Dinleyin ve çalarken (belli bir teknik birikimden sonra tabi) derdinizi anlatmaya çalışın.

Bu felsefi konuşmalardan sonra yukarıdaki çok zor sorunun yanıtına dönelim tekrar, daha teknik bir açıdan tabi. İlk önce akort etme şekillerinden konuya girebiliriz. Blues'da genellikle yarım ses düşük akort etmek (eb-ab-db-gb-bb-eb (b aka. bemol)) orkestralarda genel kabul görmüş bir yaklaşımdır. Tabi bu, standart akort edemezsiniz demek degildir. Yarım ses düşük çalmanın avantajları ise: daha karanlık bir ton,daha kolay bend yapmak ve standart akortta rahatsız vokalistleri mutlu etmek olarak sıralanabilir. Tek kişi çalan gitaristler ise daha farklı akort sistemleri kullanabilmektedirler. Mesela en üst telinizi biraz gevsetip (standart akortta e den d ye mesela) drop-d denilen sekilde çalmayı deneyebilirsiniz. Böylece çalarken aynı anda sesinizi imite etmeniz cok kolaylaşacak ve tek başınıza olmanıza rağmen çok daha zengin bir tını yakalayacağınızı göreceksiniz. (Tabi şarkınızı da uygun bir tona transpoze ederek) drop-d nin bir başka güzelliği tek parmağınızla bare yaparak üst üç teli kapatarak istediğiniz akorun beşlisini alabilmeniz olacaktır. Mesela sol beşlisini çalmak istiyorsanız 3. pozisyona bir bare basıp üst üç tele vurup beklemeniz yetecektir. Ses kendiliginden gelecektir. Şaşırmayın. Drop-d bugün rock müzikte de pek çok gitaristin tercih ettiği bir sistemdir. Akustik bir örnek isterseniz tavsiyem Bob dylan - Fixin To Die olacaktır.

Tek başına calan gitaristlere bir baska kolaylıkta slide'dır. Bu konudan diğer makalemde de etraflıca bahsetmiştim ama okumayanlar icin slide kullanan gitaristler gitarlarını re major, e major, sol major gibi şekillerde akort eder böylece slideı kaydırdıklarında kromatik biçimde istedikleri sesi daha dolgun biçimde alabilirler.

Akort etmek konusunda seçim tamamen sizin ihtiyacınıza kalmış birşeydir. Ama yeni başlayan birisiyseniz ya da kendi hakimiyetinizden emin değilseniz benim tavsiyem yarım ses kalın ya da standart akort etmeniz lehinedir. Klavyeyi iyice tanıdıktan sonra zaten kendiniz farklı şeyler denemek isteyeceksiniz.

Blues'un en temelinde majör akorlar üstüne çalınan minör gam olduğundan bahsetmiştik. Bu bahsettiğimiz gam pentatoniktir.

a pentatonik (a-c-d-(d#)-e-g-a)

e 5 8
b 5 8
g 5 7(8)
d 5 7
a 5(6) 7
e 5 8


Bu kullandığımız en temel gamdır. Bu kalıbı kromatik olarakta taşıyabiliriz. (3. pozisyonda sol pentatonik, 7.de si pentatonik gibi.) Bir de 0. pozisyon da kullanabiliriz. Tabi bu konu pek çok yeni başlayanın kafasını kurcalar ve gitaristimiz 12.pozisyonda çatır çatır calarken 0. pozisyonu pek tercih etmez. O zaman boş telleri de (0) gama dahil ederek;

e 0 3
b 0 3
g 0 2(3)
d 0 2
a 0(1) 2
e 0 3



ve işte oldu...

Gamlar hakkında ikinci hayati bilgi ise özellikle bazılarını (e-g-a ve b) klavyenin her yerinde çalabiliyor olmanız gerektiğidir. Yani böyle kutu pozisyonunda hapis kalmamalısınız. Pes seslere, tiz seslere her yöne doğru çok sık gitmeseniz bile nerede olduğunuzu bilecek ve yapabilecek kadar hakim olmalısınız. Bunu başarabilmeniz gitar çalma stilinizde çağ atlatacaktır. Aşağıda örnek olarak e pentatonik gamını veriyorum.

e 0 3 5(6) 7 10(12) 15 17(18) 19 22(24)
b 0 3 5 8 10(12) 15 17 20 22(24)
g 0 2(3) 4 7 9(12) 14(15) 16 19 21(24)
d 0 2 5 7(8) 9(12) 14 17 19(20) 21(24)
a 0(1) 2 5 7 10(12)(13) 14 17 19 22(24)
e 0 3 5(6) 7 10(12) 15 17(18) 19 22(24)



(12.ve 24. pozisyonlarda gitarın klavyesinin yeniden başladığını düşünün.)

Bu sistemle notaların yerlerini iyice öğrendikten sonra bildiğiniz tekniklerle sololar atmaya, kayıtlarla beraber çalmaya çalışın. Bu bilginizi pekiştireceği gibi yavaş yavaş dinlediğiniz şeylerin aynısını yapmayı başardığınızı gördükçe daha çok motive olmanızı sağlayacaktır.

Şarkının tonunu bulamıyorsanız canınızı sıkmayın. Yapabildiginiz bir blues rifini kromatik bicimde deneyerek (anahtar-kilit modeli!) en çok uyduğu yerden şarkıya eşlik edin. Yine olmadı derseniz. Şarkının akorlarını tablarını vs bulun ve böylece tonunu tespit etmeye çalışın.


Bend


Bendin amacı basılan teli bükerek gerilimini arttırmak ve daha tiz bir sese ulaşmaya çalışmak (yarım, bir, bir buçuk hatta iki tam ses! Genelde yarım ve bir ses) veya basılıp bükülmüş bir teli bırakarak daha pes sese gitmektir. Çok kolay denilerek bazı kişiler tarafından hor görülmesine rağmen bendle çalmak inanılmaz zor bir tekniktir. Doğru yapan kişinin elinde ise (Albert King) inanılmaz güzel sonuçlar verir. Bend için, blues'u tanımlayan teknik diyerek de konuyu özetleyebiliriz. Bunun nasıl yapıldıgını bilmiyorsanız bilen birisinin size anlatmasını isteyin, çünkü bunun blues çalmak isteyen birinin mutlaka doğru öğrenmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

Konuyu somutlaştırmak istersek, mesela ince mi telinde la notasına (5.perde) bastığımızı düşünelim. Mi pentatonik gamını kullanarak bir solo atıyoruz. Aynı telde bir tam ses ince olan 7. perdedeki si notasını bend çalmak istiyoruz. Bunun icin 5. perdedeki 3. parmağımızı kuvvetle basarak teli yukarı dogru si sesini duyana kadar çekelim. Ve işte başardık!

Gitar çalarken tellere asılmaktan korkmayın ve doğru sesi bulana kadar uğraşın. Kopacağı varsa kopar zaten, kendinizi kasmanıza ve çok kibar olmanıza gerek yok. Önemli olan tellerin yerinde durması, akordun bozulmaması değil, sizin keyifle gitar çalmanızdır.

Aynı anda iki teli birden penayla çalıp bend yapabilirsiniz. Böylece daha agresif bir duygu verebilirsiniz.

Çalmakla ilgili söyleyebileceğim son söz gitarınıza dokunmaktan korkmayın. Tellere kuvvetli vurun, yavaş vurun çekin onları, aşağı asın stüdyoda yukarı çekin göbeğinizin üstüne her şeyi deneyin. Sanatta tek bir güzel tanımı yoktur. Kendiniz için en uygununu bulana kadar, istediğiniz en güzel sesleri duyana kadar gitarınızı kurcalayın. Bu konuda asla çekingen olmayın.

Bu soru hepimizin kafasını kurcalayan en önemli sorulardan birisi ve maalesef tek bir yanıt vermek çok güç. En güzel setup ancak deneme yanılma yoluyla sizin seçiminiz doğrultusunda kurulabilir. Yine de konu blues olunca bazı genel geçer kabul görmüş şeyleri önerebilirim. Öncelikle blues çalmak için 2.000 dolarlık gitarlara 3.000 dolarlık anfilere ihtiyacınız yoktur. Ucuz bir akustik ya da sıradan bir elektro da güzel bir elden geçmek kaydıyla pek ala işinizi görür. Ayrıca önünüze ufak bir pedallar ordusu da dizmek zorunda değilsiniz. Bu dediğime örnek vermem gerekirse, Chuck Berry nin tüm müzik hayatı boyunca özel anfim falan demeden bulduğu her anfiye girip çatır çatır calması ya da Angus Young'un stack anfisine Gibson SG'sini bağlaması ve araya hiçbir pedal bile koymamasını söyleyebilirim. Yani saf bir gitar tonuna sahip olmak esastır. Ama bu sizin istediğiniz efekti kullanamayacağınız anlamına gelmez.


Anfiler:

Fender, Marshall ve Mesa Boogie gerçekten çok güzel anfiler üretmişlerdir ama fiyatları el yakmaktadır. Benim kişisel beğenim Fender'dan yana olmakla beraber çoğu yerde, stüdyoda vs. Marshall ağırlıklı olarak tercih edilmektedir. Onlar da güzeldir ve pahalıdır. Anfiler transistörlü ve tüplü olarak ayrılır. Tüplüler daha sıcak tona ve overdrive a sahipken transistörlü anfiler de ucuz ve bakım maliyetlerininde ucuzluğu yönünden tercih sebebi olmuştur. Size seçiminizi yaparken önerim, alacağınız anfiyi mutlaka kendi gitarınızla deneyin. Sesini sonuna kadar açın ve clean kanalına özellikle dikkat edin. Bunun dışında gerisi tamamen zevkinize ve bütçenize kalmış.

Gitarlar:

Gibson Les Paul, Es-335, SG, Fender Stratocaster ve Telecaster hem günümüz müziğinde hem de blues dünyasında hala belirleyici rol oynamaktadırlar. Gitar ve anfi tonunuzu belirler. İkisinin iyiliği doğrultusunda daha iyi bir tona sahip olabilirsiniz. Superstrat olarak niteleyebileceğimiz gitarlar (İbanez Jem, RG vs ya da Washburn WG serileri, Jacksonlar vs...) manyetikleri vs. den dolayı cok daha gainli çalınmak için yapıldıklarından istediğiniz blues tonunu yakalayamamanız bu gitarlarda daha olasıdır. Tabi bu benim kişisel görüşüm ama herşeyin belli amaçlar için üretildiğini düşünürsek ve bu saydığım gitarların da heavy metal, hard rock vs gibi türlerde ne kadar başarılı oldukları ve o tarzı benimsemiş gitaristlerin öncelikli seçimleri olduğunu da göz önüne alırsak sanırım bana hak verirsiniz. Eğer çok paranız yoksa benim önerim özellikle Fender Strat ya da Telecaster tipi bir gitar almanız. Bu gitarları onermemin sebebi ise dünya üzerinde o kadar çok taklit edildiler ki nerdeyse standart şekilde herkes bunları, tonu kabul edilebilir şekilde üretmeyi başardı. Çok paranız yok ama böyle bir işe girecekseniz klavyesinde rahat ettiğiniz bir Strat taklidi bulun sonra paranız oldukça 3 tane Fender orjinal ya da isteğiniz doğrultusunda özel single manyetik alın ve gitarınıza monte ettirin. Sanırım en ekonomik yol bu olur. Akustik gitarlar için konuşursak eğer, ben hiç akustik sahibi olmadım bu güne kadar ama o kadar çeşitli gitar çaldıktan sonra hoşunuza giden herşey olabilir diyebilirim. Ama Martin özellikle sayılan bir markadır bu konuda.


Efektler:


Compressor: Giren sinyali belli bir seviyede sabitler ve öyle dışarı verir. Yani tele hafif dokunsanız da cok abansanız da çıkan sesin volümü kabaca hep aynı olur. MXR Dynacomp efsanedir. Boss'un da pedalı var onu denedim cok sevmedim. Bir grupta ritm çalacaksanız gereklidir, kötü tesisatta çalacaksanız hayat kurtarır ama nasıl dokunursanız dokunun sesin şiddeti aşağı yukarı aynı kalacağından ve blues'da vurgularınıza dayalı olduğundan solo çalacağınız durumlarda pek önermiyorum. Ben de kullanmıyorum.
Chorus: Sese dolgunluk kazandırır. sevilen sayılan bir efekttir.
Reverb: Sese 3.boyut yani derinlik katar, gitar uzaktan calınıyor ya da yakından calınıyor gibi hissettirir. Anfilerin üstünde mevcuttur genelde.
Delay/Echo: Çaldıgınız seslere yankılarını ekler.
Wah pedalı: Gitardan çıkan sinyali ayağınızla basmanıza göre mevcut frekansları filtreden gecirerek gitara sanki konusuyormus gibi bir hava katmaya yarar. Vox, Morley, Dunlop ve Boss'un çeşitli modelleri mevcuttur. Özellikle 60 ve 70'lerde çok popüler bir efektti.
Processorlar: Ucuz şekilde çok efekti bir pakette size sunarlar. DSP (digital sound processing) içerirler. Kayıtta evde büyük kolaylık sağlarlar. Olmasa da olur. Hatta daha iyi olur.

Efektler konusunda önerim bir başlangıç seviyesindeyseniz pek uğraşmamanız, daha ileri seviyelere geldiğinizde ise önce ne istediğinize karar verip sonra yavaş yavaş analog aletlerle kendi setupunuzu kurmanızdır. Eğer evde çalacağım ben, efekt te isterim derseniz bilgisayarınız varsa "Guitar Rig" programını araştırmanızı öneririm. Alabileceğiniz çoğu processordan daha iyi tonlara sahip. Ayrıca gecikme oranı da (latency) ses kartınızın gücüne göre bir o kadar da düşük.


Sienna"]Anfi ayarları:

Gain: Giriş sinyalinin şiddetini ayarlar gain güçlendikçe drive artar. blues icin genelde düşük gainler (2-6 arası) tercih edilebilir.
Equalizer: Bas mid tiz olarak genelde üç kanaldır. Blues icin onerim her kanalın ayarı 0 ile 10 arası olsun dersek bass ve tizleri 5'te tutmanız ve midi 7 gibi falan ayarlamanızdır.
Presence/Contour: Bu ayar da anfinin eski bir anfiymis gibi davranmasını sağlar. Her anfide yoktur. ben genelde 5 gibi kullanıyorum.
Effect mix: Burada dry ve wet olarak iki uç görüceksiniz reverbinizi ya da effektinizi ayarladıktan sonra dry tarafından ne kadar wet'e doğru açarsanız efektiniz asıl sinyalle o derecede mixlenir.



alıntı