JINGLE MÜZİKLERİ

21. yüzyıla damgasını vuran müzik stili nedir? Çoğumuz herhalde "sevdiği" müzik stilini söylemeyi isteyecektir. Bazılarımızın da söyledikleri sanki doğruyu yansıtıyormuş gibi olacaktır. Bence 21. yüzyıla (ve elbette ki 20. yüzyılınsonlarına) damgasını vurmuş olan müzik JINGLE'dır.

Tanıdık gelmemiş olanlara aktaralım... Jingle, ürünlerin pazarlanması amacıyla üretilen reklamlarda kullanılan "müzikimsi" ses kompozisyonlarıdır.

Her müzik stilinin kendine has kompozisyon araçları vardır. Yüzyıllardan beri bunlar ağırlıklı olarak müzikal buluşlar yoluyla oluşturulurdu. Mesela Kalsik Türk müziğindeki her makam bir "buluş"tu... artık niye yeni makamlar çıkmıyor tahmin edebilirsiniz herhalde. Klasik Batı müziğindeki müzikal dönemlere bakarsanız buna benzer bir "buluş"un müzik stilini belirlediğini görürsünüz. Belki de Klasik Batı müziğinin geleneksel
kalıpları içindeki için en son meşhur buluş Starvinsky tarafından yapılmıştı desek pek de yalan olmaz. Bol ritmik araçların, saldırgan tavırların ve de meldoik yaklaşımını folk'dan alan bir araçlar grubu bu stili yaratmıştı. Bu stil de zaten evrim geçirerek "Hollywood film müziği" haline dönüştü denebilir. Bundan sonra Batı akademik müzik ortamı yeni buluşlar peşinde sonunda Elektronik ve muhtelif bir çok değişik deneylerle geleneksel altyapısından uzaklaşmaya çalıştı ama sonunda bakıyoruz ki gelenekler çok güçlüymüş... gide gide nereye vardığını uzmanlarına sorun.

Bir diğer taraftan Caz müziği de bir buluşun üzerine bina edildi. Araçları yine müzikaldi. Blues'la başlayıp, sonraları tek bir eser üzerine (Gershwin'in I Got Rhythm'ı) oluşan bir tarz, arkasından modaldi, latindi, falandı filandı... ve tabii ki Free Caz...

Sonra kayıtlı müziğin dominasyonu... funk, pop, rock... bilmem ne bilmem ne...

Ve 20. yüzyılın sonunda anlaşıldı ki bir müzisyenin "topluma yararlı olması" ve bu sayede de "aç kalmaması" için jingle yapması ve kendi üretmediği bir malın pazarlanmasına yardımcı olması gerekir. Ve ne gariptir ki aslında bu durum yüzyıllardan beri böyleymiş...

Şimdi Jingle deyince sadece televizyonlarda, radyolardaki reklamların altında, orasında, burasında çalan seslerden bahsettiğimi sanmayın. Aslında Jingle çok daha geniş bir anlamı kapsamaktadır.

Görünen odur ki pazarlanmaya çalışılan sadece tencere, tava, yiyecek, içecek vs.vs. olmak zorunda değildir. Pazarlanacak şey Amerikalı'ların da dediği gibi insanların "BUY" yani satın alabilecekleri bir fikir de olabilir. Karşılığı illa da para olmak zorunda değildir... Konuyu bu çerçeveden aldığımızda Jingle aslında sadece 21. yüzyıla değil, çok daha eskilere dayanmaktadır.

Örneklerle açıklayalım;
Türkiye Cumhuriyeti'nin jingle'ı İstiklal Marşı'dır.
İslam dininin jingle'ı ezan'dır.
Hıristyanlarınki ise gong sesidir.
Türk milliyetçiliğinin jingle'ı mehter marşlarıdır. Tarihi temelleri hatırlatır...
Komünistlerin jingle'ları temel altyapısı çocuk müziği basitliğinde (kitlelere rahat ulaşmak için!) "ilerici" marşları vardır.
Bütün futbol takımlarının jingle repertuarları vardır.


Vardır da vardır...

21. yüzyılda anlaşılmıştır ki çağlar boyunca kitlelere mal olmuş müzikler "güzel" oldukları için değil belli amaçlara uygunlukları sebebiyle hayatta kalmışlardır. Bunun net bir şekilde anlaşılmaya başladığı yıllar 70'lerin sonudur. Zaten bununla da birlikte durum madem budur hemen görselle birleştirleim denmiş ve video klipler hayatımızın vazgeçilmez parçaları olmuştur.

En iyi jingle'lar en çok satan mallardır. Ve en iyi jingle elbette ki Komünistlerin de çok iyi bildiği gibi mümkün olan en basit formda olmalıdır. Çünkü tek dert SLOGAN ezberletmektir. Bu konudaki en başarılı grup da hiç şüphesiz İslam'dır. Zira yüzyıllardan beri günde 5 kez jingle yayındadır.

Daha öncede söylediğim gibi yüzyıllardan beri saf müzisyenler işin büyüsünün "müzikla buluş" olduğunu sandılar. Ama modern müzisyenler bunun böyle olmadığını artık çok iyi biliyorlar. İşin sırrı sosyal alışkanlıklar, hassas noktalar ve kitlelerin o tatmin olmaz ezilme ve sömürülme isteğinde yatar.

Bireyler tek tek ezilmekten ya da sömürülmekten hoşlanmazlar. Ama sayı çoğaldıkça insanoğlunun o en derinlerinde yatan ezilme ve sömürülme isteği açığa çıkar. İşte bu noktada da starlar, liderler, yöneticiler, peygamberler vs.vs. gerekir... Bunlar kitleleri ezdikçe kitle de onları yüceltir.

Kitlelerin ezilme isteğinin altında bireylerin kıskançlıklarının yatması olabilir. O kıskançlık o kadar güçlüdür ki öc alabilmesi içinde bulunduğu bütün kitlenin ezilmesini gerektiriyorsa kendi ezilişi baldan tatlı olur. En güzel dikta rejimlerinin altında kıskançlıklar yatmaz mı? Almanların Yahudileri kıskanması örneğinde olduğu gibi...

Jinglelar da elbette ki kitleleri ezmeyi amaçlamalıdırlar. Bunun en basit ve en çok kullanılan yolu da ortalama zekanın küçümsenmesidir. Bu sebeple jingle'lar olabildiğince gerizekalı seviyesinde kurgulanmalıdır. Bu yöntem kitlelerin bu ezilme isteğinin tatminine ve de doğal sonuç olarak da başarıya ulaşacaktır.

Dünyanın en güçlü kitleleri ise kıskançlığın o ya da bu yöntemlerle engellendiği kitlelerdir. Çoğu da bu kıskançlık virüsüne bulaşmamak için gizli kalmayı tercih ederler. Yani güçleri gizemlerinden değil, korunmalarından gelir. Müzikte de böyledir. Kendini kıskançlıklara açık tutmayan küçük çevreler hem gelişime hem de kimsenin farketmeyeceği bir güce sahip olur. Çevre büyüdükçe kıskançlığın artmasıyla beraber kitlenin
de ezilme isteği doğar. Bu ikisi birbirini tetikledikçe de kitle daha da büyür. Müzik tarihini inceleyen hemen herkes bilir ki büyük kitleleri etkileyen müzikler bir zamanlar sürekli gelişmeyi becerebilen ve içinde de kıskançlık yerine "merak, ilgi" gibi kavramlarını barındıran küçük çevrelerden kaynaklanmıştır. Bir zamanlar bu tadı yaşamış olan Rock dinleyicileri bunu çok iyi bilirler. Kitle büyüdükçe "fitne" dolayısıyla kıskançlık ve
de doğal sonuç olarak da binlerce kişilik yeni bir kitle... ve trajikomik olan buna "başarı" denmesidir.

Türkiye'de bir zamanlar fitne ve kıskançlıktan uzak bir Rock camiası vardı. Hala varmı?

Ve son soru;
Artık Rock hangi malın jingle müziği?

kaynak: demirhan baylan