Müzikte "felsefeyi" duyanlar felsefedeki "müziği"de duyabilirler. Elbette, burada, "müzik" ve "felsefe" kavramları belli bir anlamda kullanılıyor.

Müzikte felsefe, müzik diliyle düşünebilme ile ortaya konabilir ya da duyulabilir. Müzik ile düşünülebilir. Bu düşünme "müziksel" diyebileceğimiz düşünmedir. Alışılagelen akademik felsefe bakışıyla müzik dili, felsefe dili değildir. Çözümlemelerin, kavram betimlemelerinin, sorgulamaların, tartışmaların, konuştuğumuz, yazdığımız dille yapıldığı bir alan felsefe. Kendine özgü kavramları, sözcük dağarcığı var. Müzikte felsefe, müzikteki felsefe, bizi felsefeye hazırlayan felsefece düşünme sırasında, yanımızda olan "müzik"tir, bir yorumla felsefede yanımızda olandır, yolculuk arkadaşımızdır. Bestecinin kompozitörün müzik diliyle anlattığı yaşamdır, doğadır, insandır, kültürdür. Bu müziği duyabilen kulaklara düşünceler aktarılabilir.


"Felsefedeki müzik" deyimi de bir metafordur. Müzikte seslerin şiddeti, gürlüğü, tınısı, akış hızı (bir anlamıyla tempo) kısalığı, uzunluğu yenilenmesi, ölçüsü, uyumu, felsefece düşünmede "karşılığını" bulabilir. Düşünceler arası uyum, âhenk, ortaya konan yaşama resminin canlılığı, ritmi, akıcılığı, bir müzik etkisi yaratabilir.


Müziği duymak ve yaratmak yaşamdaki akışın kavranmasında müzik var. Yaşamak, yaşamdaki müziği duymakla anlamlı. Bu müzikle yoğun. Varlığa, onun müziğini duyacak biçimde yaklaşabilme, müziklenmiş bir insan yaşamının önemli bir başarısı. Sevgilime, onun müziğini duyabilecek biçimde, onun kendindeki müziği, özgürce yaratmasına izin verecek biçimde durabilmek. Doğaya, insana, yıldızlara, düşüncelere, değerlere, insan ilişkilerine, duygularımıza, bedenimize, kültürümüze, sanata, bilime.... onlardaki müziği ortaya çıkarabilecek yakınlıkta ve tarzda yaklaşabilmek. Kim kimin müziğini duyacak biçimde yaklaşıyor ki birbirine? Hayat denilen bu koşuşturma içinde kim hayatın müziğine kulak veriyor ki? Kimde böyle bir yürek, böyle bir kulak var?

Felsefe işte bu noktada, büyük ölçüde, etik alanında ya da etikle birleşmiş estetik alnında, insanın müzik duyarak, müzik yaratarak yaşamasına katkıda bulunabilir.

Belki, birey olarak her insan bir müzik aletidir. Her insanın ruhu bir müziği çalar. Kimi ruhlar kakafonik kimi ruhlar (ki sayılarının çok az olduğunu sanıyorum!) senfoniktir. Ruhumuz sürekli bir müzik yayını yapar çevresine Duyuların kiminin hoşuna gidebilir, belki büyük bir çoğunluğu duymaz bile, kimilerininse kulağını tırmalayabilir. Müzik yalnızca, ruhumuzdan gelmez, insan ilişkilerinde de gelir. Dostlukların örneğin, bir müziği vardır. Toplulukların, toplumların, tarihteki olayların bir müziği vardır. "Sen tek başına güzel bir müziksin, ben tek başıma; birlikte olduğumuz zaman büyük bir gürültü çıkıyor !" ilişkilerin güzel bir müzik vermesi vermiyor, bu müziklerin uyumudur, ilişkilerin müziği.

Kavganın, savaşın kötülüklerin, zulmün, acının da müziği var. Düşünmenin müziği, bilimde ve sanatta ancak ustalaşmış kulakların duyabildiği, çalabildiği bir müziktir. Örneğin, matematikte öyle buluşlar, kanıtlar yapabiliriz ki, bu buluşun müziği, onu anlayanların, anlayınca duyanların, keyif alanların kulaklarına ulaşabilir.

Yaşamımızın bir müziği varsa, onu keşfetmek gerek, yer yer icat etmek. Yaratmak. Bir çok ensturuman olabilir hayatımızda, yaylılar, bakır üflemeliler, vurmalılar, ağaç üflemeliler..... Gönlümüzse orkestra şefidir. Ne kadar çaldırabilir bu sazlara hayatımızın müziğini? Önceden notalar yazılıp verilmiyor ki, sazlar sürekli değişiyor, şefin beklentileri, umutları da Aklımız, duygularımız, gönlümüze yardım ederse, bu provası hemen hemen olanaksız olan yapıtlarımızın ( belki büyük çoğunluğu doğaçlamadır!) anlamlı müziği çıkabilir ortaya Kimimiz gönlündeki müziği geçirebilir hayatına, kimimiz zorla, istemeye istemeye birşeyler çalar, kimilerininse müzik kulakları hiç yoktur.

Felsefe bir anlamıyla insanın kendindeki, doğadaki, evrendeki, tarihteki... müziği aramasıdır.


Ahmet İNAM

alıntı