Her şeyi parçalayan, küçük lokmalara bölüp liberal ekonominin para kazanacağı rant alanı haline getiren küreselleşme insan beynini bu sürecin dışında bırakamazdı.

Insan beyni çok parçalı hale getirildi, adına çoklu zekâ denildi. Aynı süreçte temel eğitim parçalandı. Çoklu zeka kuramına dayandırılan ilköğretim programlarıyla, bir çok ders seçmeli ve paralı hale getirildi, okuma yazma bile öğrenemeden mezun olmuş diplomalı cahiller yetiştirildi.

Küreselleşmenin eğitim modeli bu kurama dayandırılmaktadır Söz konusu kuram, liberal ekonomiye uyarlanmış eğitim modelidir. Buna göre, asgari düzeyde temel dört ders (Ana dil, Matematik, Sosyal Bilgiler ve Fen Bilgisi) zorunlu derslerdir. Ancak bunlarda bile çocuk öğrenmeye zorlanmaz. Geri kalan altı dersi veli kağıt üzerindeki on seçmeli dersin içinden seçer ve seçtiklerinin parasını öder. Çünkü zekâ çok parçalıdır, sizin çocuğunuz sadece birinde en iyi yetişebilir?!

Bu parçalar, Sözel-Dil Zekâsı, Mantıksal-Matematiksel Zekâ, Görsel-Uzaysal Zekâ, Bedensel-Kinestik Zekâ, Sosyal Zekâ, Içsel Zekâ, Doğacı Zekâ’dır. Bu parçalara sonradan Duygusal Zekâ eklendi; sanat eğitimini dışladıklarını hatırlamış olmalılar.

Insanı çocuk yaşta bu kadar parçalamak gerçek eğitimcilerin kabul edemeyeceği bir durumdur. Şirin zekâ sözcükleriyle süsleyerek velilerden para toplamanın, okulları para toplama şirketlerine çevirmenin ideolojik kılıfıdır bu. Bu kuramın yanlışlığını savunan, “Kıral çıplak!” diye haykıran David Devis gibi Ingiliz eğitimcilerinin feryadı buralardan duyulmamaktadır.

Ülkemizde, aşağı yukarı on yıldan beri Eğitim Fakültelerinde okumakta olan öğretmen adaylarına çoklu zekâ kuramı öğretilmekte, iyi bir şeymiş gibi, çağdaş eğitim kuramı olarak sunulmaktadır. Oysa batıda buna dayandırılan eğitim sistemi çoktan çöktü ve bundan nasıl çıkacaklarını tartışmaktadırlar.

Çoklu zeka kuramı ile insanın ve onu insan yapan beynin bütünselliği göz ardı edildi, parçaların birbiriyle bağı kopartıldı. Bununla amaç, bütünü algılamayan, olaylar arasında bağ kuramayan, evrende her şeyin birbirine bağımlı ve birbirinin devamı olduğunu algılamayan, her şeyin birbirinden bağımsız ve yalnız olduğunu düşünen insan yetiştirmektir. Böylece bütünü göremeyen, yaşanmakta olan acı olaylarla emperyalist sistem arasında bağ kuramayan nesil yetiştirildi. (Örneğin; bir gıda mühendisi salça fabrikası kuruyor, domatesi en iyi şekilde salça yapıyor, kutulayıp satışa hazır hale getiriyor, ancak kullandığı domatesin hormonlu olması, genetiğiyle oynanmış olması, insanlara vereceği zarar onu ilgilendirmiyor. Ona göre herkes kendi işini yapmalıdır.)

Bu kuramla beyin kas koordinasyonu parçalandı. Beyin kas koordinasyonu olmaksızın müzik aleti çalınamayacağı açıktır. Paket programlar, uzaktan kumandalı oyuncaklar, bilgisayar oyunları, kendin bir müzik aleti çalmak yerine hazır müzikleri dinleme vb. durumlar sonucunda beyin kas koordinasyonunda kopma ortaya çıktı. Avrupa ülkelerinde, beynin geri geri yürüme komutları vermemesi gibi sonuçlar anketlerde görülmeye başlandı. Bu durumun çalgı öğrenimindeki sonuçları henüz test edilmedi, ancak bilinen odur ki bir klasik çalgı öğrenme isteği çok düştü. Batı ülkelerinde müzik eğitimcileri çalgı öğretecek öğrenci bulmakta zorlanmaktadırlar.

Küresel sermaye sadece insan beynini parçalamakla yetinmemekte, son model silahlarla (bombalarla, sinemayla, televizyonla, ideolojisiyle) her yere ulaşmakta ve her şeyi parçalamaktadır. Bu parçalanmadan en fazla etkilenen çocuklar olmaktadır:

Televizyon çok kanala bölündü; çok kanallı televizyon yayınları, piyasa ekonomisine daha fazla hizmet etme yarışına girdi ve sonuçta kaliteyi düşürdü. Böylece çocuklar sokak kültürüyle aile içinde tanıştırıldı.
Çok kanal, kanaldan kanala atlayarak izlemeyi getirdi. Bu durum çocuklarda dikkatin çok parçaya bölünmesini; dikkat yoğunluğu kaybı, hiçbir şeye derinleşememe, çabuk sıkılma, düşünmeden izleme, analiz yokluğu gibi sonuçları getirdi.
Çok kanal aileyi parçaladı; ailedeki kişi sayısı kadar televizyon, ayrı odalarda oturma sonucunda çocukla ailesi arasında iletişimsizlik getirdi.
Küreselleşme ulus devletleri parçaladı; savaş, göç ve daha fazla yoksulluk getirdi.
Modern devleti parçaladı, küçülttü; sosyal devleti yok etti. Çocuklar sağlık, eğitim, beslenme ve sosyal güvenden yoksun bırakıldı.
Doğa en küçük hücreye kadar parçalandı; hayvanların ve bitkilerin doğal yapılarıyla oynandı, genetiği bozulmuş yiyecekler çocuklara sunuldu. Ulusötesi tekellerin yaldızlayarak sunduğu hazır ve hormonlu yiyeceklerle yapılan sağlıksız beslenmenin sonuçları görülmeye başlandı; aşırı kilo, kız çocuklarda erken göğüs büyümesi, üniversite yıllarında başlayan adet kanaması görememe vb.
Insanlar sanal olarak iyiler ve kötüler diye ikiye bölündü; çocuklar bu düşünceyle yapılmış filmlerle, korkularla büyütüldü. Daha güzel bir dünya hayali yok edildi.
Insanlar dinsel ve etnik parçalara bölündü; insan hakları kavramı buna uyarlandı.
(Küreselleşmenin baş mimarı ABD, çevre kirliliği ile ilgili sözleşmeyi imzalamadığı gibi Çocuk Hakları sözleşmesini de hâlâ imzalamamıştır.)

Çoklu zeka kuramına dönecek olursak, resim, müzik ve drama eğitimini temel eğitimden saymayan bir kuramı savunmak eğitbilimcilerin tavrı olmamalıdır. Sanat eğitimcileri bu planın bir parçası asla olmamalıdır. Bilinmektedir ki müzik resim ve drama eğitimi birer alan olarak sadece kendilerine değil tüm alanlara, insanın insanlaşma sürecine hizmet eder. Zekayı parçalamak veya müziği diğer alanlardan koparmak insanın içini boşaltmaktır.

Özellikle müziğin iki temel öğesi olan ritim (sol beyinde ve konuşma ve matematik ile aynı yerdedir) ve ezgi (estetik duygularla birlikte sağ beyindedir) birlikte vardır ve beynin iki yarısının birlikte çalışmasıyla oluşmaktadır.

Doğru tavır çoklu zekâ kuramına karşı durmaktır. Çünkü, yerel yönetimlere devredilmesi tasarlanan ve tümüyle özelleştirilmesi planlanan eğitim modeli, bu ideolojinin üzerine oturtulmaktadır.

Çoklu zeka kuramını hizmet içi eğitim seminerleri yoluyla yaygınlaştırma il milli eğitim müdürlüğünce Ankara’da başlatılmış, şimdilik ana okulu öğretmenlerine yönelik duyurusu yapılmıştır. Batının çoktan terk etmek üzere olduğu bir program konusunda öğretmenlerimiz tek taraflı bilgilendirilme durumunda kalmamalı, uyarıcı yazıları artırmalıyız.

Çoklu zeka aldatmacası hakkında önerilerimizi, düşüncelerimizi birbirimize ve dergimize iletelim, paylaşalım. Kaleme aldığımız yazıları yerel ve ulusal basında duyurmaya çalışalım ve bir kitapçık haline getirip tüm öğretmenlere ulaştıralım



Mahiye Morgül



*Öğretmen Dünyası,

Ocak 2004


alıntı