ELİF SAVAŞ VE EŞCİNSEL BESTECİLER


[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]
Elif Savaş Felsen. Eğer onu henüz tanımıyorsanız, "kimdir, nedir?" gibi sorularınıza kolay bir yanıt bulacağımızı sanmıyoruz. Şarkıdaki gibi "o daldan hop bu dala kondum" misali yapabileceği hemen her şeyi deneyen, on parmağında on marifet bir şahsiyet. Her şeyden önce bir operacı, Darbe adlı belgeselin yönetmeni, katıksız bir gurme, müzmin bir seyyah, bir New Yorker ve bir Seksper... (Seksper de neymiş diyorsanız devamını okumanız faydanıza!)

Elif Savaş, 1970 yılında İstanbul'da doğdu. (Pek ilgisiz bir not olarak: babası bir oyuncak fabrikatörüydü.) İstanbul Belediye Konservatuarı'nın Keman Bölümü'nden sonra İstanbul Üniversitesi'nde keman eğitimi gördü. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi'nde opera eğitimi aldı. Bunlarla yetinmeyerek, kendini kanıtlamak ve sanat kariyerini yükseltmek için Amerika'da düzenlenen opera yarışmalarına katıldı. Sonunda bu arzusuna Metropolitan Operası'nın düzenlediği yarışmada 'Gelecek Vadeden Genç Artist' ödülünü kazanarak kavuştu. İstanbul Festivali'nde Saraydan Kız Kaçırma operasında Blonde'yi oynadı ve ardından 1994'te Amerika'ya yerleşti. Besteci ve piyanist eşi Brian Felsen'le halen ABD'de yaşamaktadır.
Sıkıcı tarih bilgilerini atlattıktan sonra Elif Savaş'ın hikayesindeki asıl can alıcı kısımlara geçelim.
Cumhuriyetin 75. yılı etkinlikleri için Türkiye'ye eşiyle gelen Elif Savaş, bu ülke için ne yaptım, ne yapabilirim diye kendini sorgulaması üzerine Türkiye'deki siyasi tarihi şekillendiren askeri iktidarların iç yüzünü ortaya çıkarabilmek için bir dokümanter hazırlamaya karar verir. Bu uzun ve zorlu proje için 50'ye yakın tanık, uzman ve siyasetçi ile görüşür. Araştırmaları derinleştikçe Amerika'nın 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle olan bağlantıları da açıklık kazanır.
Filmin montajı bitirilip Amerika'da gösterime girdiğinde büyük ilgi görür. Amerika'daki üniversiteler kaynak yayın olarak filmi kütüphane arşivlerine alırlar. Belgeselin Türkiye'de gösterimi ise daha geç olur. 1960, 1971, 1980 askeri darbelerini ve 28 Şubat'ı konu alan Darbe, bilinmeyenlerin aydınlanmasını sağlarken, bilinenlerin de ne kadar doğru olabileceğini sorgulatır.


'KAPALI KAPILAR ZAMANI'NDA

Darbe'nin ardından yine çarpıcı bir çalışmayla karşımıza çıkıyor Elif Savaş. 'Kapalı Kapılar Zamanı' (Songs From the Age of the Closet) adlı CD'de kendi sesiyle, 19. ve 20. yy'ın sonlarında yaşamış eşcinsel bestecilerin eserlerine, Martin Hennessy'nin piyanosu eşliğinde, ruh veriyor.



[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekmektedir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]


Eşcinsellik, tarih boyunca insanlıkla birlikte varolan bir kavram. Uygarlıkların gelişimi sürecinde eşcinsellik de toplumlar içinde varlığını sürdürmüş. Ancak onun bir tabu haline gelmesi, kirli ve sapkın bir davranış olarak görülmeye başlaması da 'eşcinsel' tanımının literatürde ilk kez yer almasıyla aynı zamana denk düşüyor. Böylelikle eşcinsellik de, kapalı kapılar ardında yaşanmak zorunda kalan bir dışlanmışlık simgesi haline geliyor günümüze kadar.
Yine de süpürgeyle halının altına itilmek istenen eşcinseller, herkes gibi hayatın içinde olmaya, üretmeye ve eserler vermeye devam ettiler. Elif Savaş da bu felsefeden yola çıkarak bir yandan büyük eserler ortaya koyarken, diğer tarafta perdenin arkasında gizli, ikincil bir yaşamda sıkışmak zorunda olan bestecilere CD'sinde yer vermiş. Bu ünlü bestecilerse şunlar: Tchaikovsky, Reynaldo Hahn, Karol Maciej Szymanowski ve Franscis Poulenc.




Eşcinsel besteciler Hakkında:

PETER ILICH TCHAIKOVSKY



Tchaikovsky eşcinselliğini daima insanlardan saklamayı yeğledi. Alkolle bütünleşen yaşamında kendini bestelerine verdi. Ukrayna'da kızkardeşinin evinde geçirdiği mutlu yazlar, kızkardeşinin oğlu Vladimir Davydov'a aşık olmasından duyduğu suçlulukla bir anda azaba dönüştü. Eşcinselliğini geri plana itebilmek için evlenmeyi kafasında koydu. Espri yeteneğine hayran olan bir kadınla girdiği ilişki sonrası ona evlenme teklif etti. Evlilikleri yalnızca bir ay sürdü ve Tchaikovsky geçirdiği sinir krizi sonrası intihara teşebbüs etti.
Uzmanlar, Tchaikovsky'nin ölümü üzerine iki teori ürettiler: eşcinsel davranışları yüzünden eski okulunda bir onur kurulu tarafından yargılandı ve intihar etmesi kararı uygun görüldü veya kraliyet ailesinin bir erkek üyesi ile romantik ilişkiye girmesi üzerine zehirle intiharı için teşvik edildi.
Bugün Tchaikovsky bütün zamanların en büyük bestecilerinden biri sayılıyor. Olağanüstü melodik yaratıcılığı, parlak orkestral yazısı, romantik ve tutkulu müzik duyarlılığı hayranlık vericidir.



REYNALDO HAHN



Hahn'ın biyografilerini kaleme alan yazar Marcel Proust ile önemli bir birlikteliği vardı. Piyano süiti Portraits de Peintres'i Proust'un şiirlerinden esinlenerek bestelemiştir. Proust'un biyografisini yazan George Painter, yazarı şu homofobik cümlelerle suçlar: "Bu Sodom çukurunda Proust kendi huylarını takip ederek, kendi gibilere aşık oluyordu." Edmund White adlı başka bir Proust biyografisi yazarı, Proust'un roman karakteri Swan'ın Oddette'yi Paris'te geceyarısı arayışının, Proust'un sevgilisi Hahn'ı Paris'te bir gece ümitsizce aramasının bir yankısı olduğunu belirtiyor. Jean Yves Tadié, 1986'da yazdığı, Marcel Proust: Bir Biyografi kitabında Proust'un Jean Santeuil adlı romanını Hahn'dan ayrıldığı için yazmayı bıraktığını, çünkü romanı bu genç besteci için yazmaya başladığını ekliyor.

KAROL MACIEJ SZYMANOWSKI

Karol Szymanowski, sanatla derinden ilgilenen bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Bestelemeye ve piyano çalmaya çok küçük bir yaşta başladı. 1901'de Varsiva'ya tekniğini geliştirmek üzere gitti. Daha sonra Berlin'de ve Viyana'da yaşadı.
1914-1917 yılları arasında Avrupa'nın müzikal toplumundan izole edilmiş olarak pek çok beste yaptı; İslam kültürü, erken Hıristiyanlık tarihi, eski Yunan drama ve filozofisi öğrendi.
Müziği Paterewsky, Fitelberg ve özellikle homoseksüel doğasını paylaştığı Arthur Rubenstein tarafından yüceltilmiştir.
Szymanowski 20. yüzyılın en önde gelen Polonyalı bestecisi olarak kabul edilmektedir

.
FRANCIS POULENC

Poulenc, dindar bir Katolik olarak büyümüş, genç iken çocukluğunun dini inançlarını üstünden atamayan ancak geleneğe aykırı seksüel iştahı ile barışamayan gevşek bir eşcinsel hayatı yaşamıştı. Bazı yazarlar, Poulenc'in eşcinsellik konusunda ilk açık besteci olduğunu kabul ediyorlar. Kendi seksüel ihtiyacını açıkça tartışıyor, İkinci Dünya Savaşı sırasında, Paris Nazi işgalinde ve diğer eşcinsel sanatçılar kapalı kapılar ardında iken, erkek refakatinin kolunda, Gay Paris adlı toplantılara katılıyordu.
Müzik otoritelerince oldukça başarılı bulunan 'Kapalı Kapılar Zamanı'nda aynı zamanda müzikolojiye farklı bir bakış, belki de haltercilerin nefeslerinin açılması için burunlarına tutulan amonyak misali zihinsel bir açıklık getiriyor. Etrafımızı saran tabular duvarında belki de bir taşın daha yıkılmasına öncülük ediyor.
CD'deki parçalardan örnekler dinlemek isterseniz:


SEKSPER


Evet, belki de en merak ettiğiniz kısma geldik! Elif Savaş şu sıralarda Elele dergisinde köşe yazarlığı yapıyor. New York'a ait anılarından anekdotlara yer veriyor. Aynı zamanda Seksper adlı bir bölümde de bir nevi sınıf atlamış Güzin Abla olarak okuyucuların cinsel sorunlarına çözüm üretiyor. Güzin Abla dediysek merak etmeyin, onun gibi işkembeden sallama yanıtlar vermiyor. Elif Savaş, Amerikan Hipnoterapistler Odası ile Uluslararası Psikolojik Danışman ve Terapistler Birliği'nden (baya uzun bir ismi varmış!) sertifikalı bir hipnoterapist. Yani size kadının G noktasından, ince orgazm ayarlarına kadar her şeyi detaylarıyla anlatabilir.

Köşesinde kadınlar kadar erkekler de sorunlarını anlatıyor. O, insanların dertlerine bilimsel bir bakış açısıyla yanıt verirken, esprili dilini kullanmayı da ihmal etmiyor. Kafasını kızdıran tek şeyse Türk insanının seks konusundaki cahilliği diyebiliriz. Hala tanımadığı kişilerle seks yapan kadınların prezervatifsiz ilişkiye girerlerse hastalık kapıp kapmayacaklarını sormaları gerçekten işin ne derece vahim olduğunu gösteriyor.

*
Elif Şavaş Amerika'da yaşıyor ama o, Türkiye'ye hiç uzak kalmadı, kalamadı. Dergideki köşesinden bir parça da olsa yardımım olur diyerek insanlara destek vermeye çabalıyor. O, at gözlükleriyle dolaşan bir takım 'homo sapiens'lerden olmayı reddediyor. Ki yaptıkları (ve yapacakları...) da bunun en iyi göstergesi olsa gerek.

alıntıdır Cem Arsu GayGaye.com Editörü