Türk Mûsıkîsinde dönemler
1- HAZIRLIK DÖNEMİ (BAŞLANGIÇ DÖNEMİ)
2- KLÂSİK DÖNEM ( GAZİ GİRAYHAN’ IN DA İÇİNDE OLDUĞU DÖNEM )
3- NEO-KLÂSİK DÖNEM
4- SON DÖNEM

1- HAZIRLIK DÖNEMİ (BAŞLANGIÇ DÖNEMİ)

Hazırlık Döneminde 11. -13. yüzyıllardan kalan eserlerden anladığımıza göre SULTAN VELED, SAFİYÜDDİN URMEVİ ve HIZIR BİN ABDULLAH gibi sanatkârları görüyoruz. Bu dönemde İstanbul' da ENDERUN okulunun genişletilmesi mûsıkî eğitiminin başlatılması, mevlevihanelerin ve özel meşkhânelerin yardımı ile Mûsıkîmiz asıl hüviyetini kazanmağa başlar. Bu arada orta ASYA' da, Horasan ve Semerkand' da ALİ ŞİR NEVÂİ, HÜSEYİN BAYKARA, ABDÜLKÂDİR MERAGİ ve ŞÂDİ gibi değerli sanatkârlar yetişir.


2- KLÂSİK DÖNEM

a- KLÂSİK DÖNEM'İN İLK BÖLÜMÜ

Meragalı ABDÜLKÂDİR' den - ITRÎ' ye kadar sürer. 1360-1712 yıllarıdır. İstanbul her türlü kültürün merkezi olmakta ve klâsik formun en güzel örnekleri verilmektedir. Bu dönemin ünlü isimleri:
ABDÜLKÂDİR MERAGİ, GAZİ GİRAYHAN, HATİP ZÂKİRİ, ABDÜLÂLİ EFENDİ,
BEHRAM AĞA ve ITRÎ' dir.

b- SON KLÂSİK DÖNEM

ITRÎ' den-HAMAMÎZÂDE İSMÂİL DEDE efendiye kadar uzanır ki, 1778 - 1846 yıllarıdır, bu dönem. Yenileşme, batıya dönüş çabaları, Lâle Devri'nin etkisi başlar. Yine bu dönemde iki önemli sanatçı, kendilerinden önce ve yaşadıkları zamanın eserlerini birer mecmûa'ya kaydederek birçok eserin kaybolmasını önlediler. Bunlar :
ALİ UFKÎ BEY ve KANTEMİROĞLU' dur. Yine bu dönemde :
SEYYİD NUH, AHMET AĞAIII. SELİM, EBÛBEKİR AĞA, ZAHARYA, KANTEMİROĞLU, İLYA, ÂMA KADRİ BEY, İSMÂİL AĞA, ALİ UFKÎ BEY, HÂFIZ ŞEYDÂ, ABDÜLHALİM ÇAVUŞ gibi değerli sanatçıları görüyoruz.


3- NEO-KLÂSİK DÖNEM

DEDE EFENDİ (1773-1836) ile ZEKÂİ DEDE (1825-1897) arasını temsil eder ve Klâsizmin yeni bir anlayış içinde yorumu demektir . Klâsik Dönem ile Romantik dönem arasında bir geçiş dönemidir. Sanatsal kurallara dayanarak şekil ve kompozisyonu değiştirmeden ruh ve yapı bakımından değişik ölçülere göre yapılmış sanat eserlerini kapsar.
SADULLAH AĞA, DELLÂLZÂDE İSMÂİL EFENDİ, BASMACI ABDİ EFENDİ ,
ŞÂKİR AĞA, TANBÛRİ EMİN AĞA, MUSTAFA İZZET EFENDİ,
TANBÛRİ ALİ EFENDİ, ZEKİ MEHMET AĞA, MEDENİ AZİZ EFENDİ,
LÂTİF AĞA dönemin ünlü sanatçılarıdır.

ROMANTİK DÖNEM

Tüm dünyâda olduğu gibi ülkemizde de sanat eserlerine his ve hayâlin hâkim olduğu ZEKÂİ DEDE (1825-1897) ve HACI ÂRİF BEY (1831-1895) yıllarında başladığı var sayılır. HACI ÂRİF BEY 'in kişiliğinde en üst düzeye ulaşmış, ŞEVKÎ BEY' le devam etmiş yüzyılımızın ortalarına kadar sürmüştür.
Dönemin sanatçıları:
MEDENİ AZİZ EFENDİ,TANBÛRİ ALİ EFENDİ,HACI FÂİK BEY,HACI ÂRİF BEY, ŞEVKÎ BEY' dir.
Daha sonra LEM'İ ATLI ve SUPHİ ZİYÂ BEY sayılabilir.

4- SON DÖNEM

Türk toplumunda bu yüz yılın başından ve geçen yüz yılın sonundan başlayarak gelişen Sosyo-ekonomik koşullar, Batılılaşmanın yanlış uygulamaları, Türk güzel sanatlarını da etkilemiş, eski gelenekleri temelinden sarsmıştır. Eski öğretim kurumları ihmâl edilmiş, yozlaşmasına göz yumulmuş, Devlet el atmamış ve Türk Mûsıkîsi ancak sayılı sanatçıların ve bu işe gönül verenlerin gayreti ile bu günki çizgiye gelmiştir.


GÂZÎ GİRAY HAN (1554 -1607)

GİRAY Hanedanı uzun yıllar Kırım Tatar Hanlığı'na hükmetmiş bir sülaledir. Bilindiği gibi Kırım Hanlığı, Osmanlı İmparatorluğu'na yarı bağımlı bir devletti. Gazi Giray Han, Devlet Giray Han'ın oğludur;1554 yılında Bahçesaray'da doğdu. Düzenli bir öğrenim görerek cesur bir asker ve kumandan olarak yetiştirildi;1588 -1596 ile 1596 -1607 yılları arasında iki kez Kırım hanı oldu.
Daha delikanlılığında 1578 yılında Osmanlı-İran savaşında Osmanlı Devleti'ne yardımcı kuvvet komutanı olarak katıldı. Bu savaşta gösterdiği yiğitlik, Özdemiroğlu Osman Paşa'nın dikkatini çekti. 1481 yılında diğer bir İran seferinde üç yüz kişilik bir kuvvetle koca bir orduya saldırarak İranlılar' a esir düştü. "İranlılar' ın kendisini bazı kayıt ve şartlar altında serbest bırakma tekliflerini kahramanlık şanına yedirememiş ve reddetmiştir. "Bunun üzerine Alamut kalesinde dört yıl süreyle hapsedildi. Bir yolunu bularak buradan kaçtı ve 1585 yılında Erzurum'a geldi. Bu sıralarda Osman Paşa öldüğü için ülkesine, Yanbolu' ya döndü. Bütün bu hareketlerinden dolayı onu çok beğenen padişah 1588 yılında bir gemi ile Kırım'a gönderdi. Kardeşi Selim Giray Han'ın ölümü üzerine Kırım Hanı oldu. Hükümdarlığının ilk yıllarında Rus Çarı ile yapmış olduğu savaşlarda Rusları ağır yenilgilere uğratarak vergiye bağladı. Osmanlı İmparatorluğu'nun Macaristan seferine katılarak ,Eflâk beyinin 1594 yılındaki ayaklanmasını bastırdı. Önemsiz nedenlerle bir ara Osmanlı İmparatorluğu ile arası açıldığı için bazı seferlere katılmadı. Gazi Kirman Kalesi'ni bu sıralarda yaptırmıştır.

Padişahın isteği üzerine 1598'de Avusturya seferinde Türk ordusunun yanında yer aldı. Aynı yılın kışını Zambor' da geçirdi; Silistre' yi "arpalık" olarak istedi ise de verilmedi. Buna çok kırılmış olmasına rağmen Habsburg' ların on bin altın karşılığında kendi saflarında çalışması teklifini geri çevirerek 1599'da Kırım'a döndü. Macaristan'da bulunduğu bir kış boyunca avlanmak ve edebiyatla uğraşmakla vakit geçirdi. 1593-1606 yılları arasında hemen hemen bütün savaşlara katıldı; Celalî isyanlarında Osmanlı İmparatorluğu'na yardımcı oldu. Son olarak İran üzerine yürüdü ise de Bahçesaray'da veba hastalığından öldü. (1607)

Osmanlı İmparatorluğu ile anlaşarak bağımsız bir Türk Devleti olmayı arzulayan bir hükümdardı. Yabancılarla anlaşmaktan çok Türk birliğine inanıyordu. Düzenli bir ordu kurmuş, eğitime önem vermiş, onun zamanında bu devletin Osmanlı kültürü ile ilişkisi artmıştır.

"Savaş meydanlarında yaman bir cengâver olan Gazi Giray, husûsi hayatında şiir ve mûsikî ile meşgul olurmuş, kendisinin en yakın dostu devrin müderris ve âlimlerinden Kefeli Hüseyin Efendi'dir. Bu zâtın da iyi bir bestekâr olduğunu tarihi kaynaklar bize bildirmektedir. Gazi Giray Han mûsikîde olduğu kadar klâsik Türk şiirinde de önemli bir şahsiyettir. (Gazayî) mahlası ile bir çok şiir yazmıştır. Bilhassa devrinin diğer şairlerinden (Epik) mahiyetteki şiirleriyle ayrılır. Ayrıca mesnevi tarzında yazdığı (Gül ve Bülbül) isimli eseri, mektupları, Kefeli Hüseyin Efendi'ye yazmış olduğu manzum ve mensur münşeatı(mektupları) zikre değerdir. Şimdi bunlardan birine örnek verelim;

Padişah tarafından sefere memur olunduğunda gönderdiği manzum mektup:

Bir mücahid kulunuz bezlederiz cân-u teni
Padişahım ne diyem sonra duyarsız haberi
Kaçmayız tir-ü teberden çalışub din yoluna
Ol benim boynuma ger var ise ânın zararı
Biz de ikdâm ederiz varmaya bir gün ileri
Geri kalmaz ânı bil, her kim ola cenk eri
Macerâ-yı seferin derdini şerh eyler isem
İstima edene tesir eder ol gam haberi
Azmeder oldu gaza-yı sefere sultanım
Kıl ana hayır dua, işte kulundur iş eri.
"Gazi Giray Han, mûsikî alanında yalnız bestekârlıkla değil, iyi bir icrakâr olarak da tanınmıştı. Tarihi kaynaklar onun bestekârlığı hakkında şöyle derlerdi:

(Fenn-i Edvâr'da manend-i Farabî, imam-ı zaman ve âlât-ı mûsikîden enva-ı sazı icrada nâdire-i devran olub, telif eylediği Nakış ve Kâr, Beste, şarkı-yı şirinkârın adedi perde-i tâdadı güzer etmişti. )"

Kendisinden yüz elli sene sonra onun mûsikîciliği hakkında söylenmiş olan şu sözler umumiyetle doğru olmakla birlikte, söz mûsikîsine ait eseri, şarkısı yoktur. Çünkü şarkı şeklindeki besteler daha ziyade XVII. yüzyılda önem kazanmıştır. Yalnız Gazi Giray Han'ın iyi bir sazende olmasından ötürü , daha ziyade saz mûsikîsine ait eserler verdiği, bugün elimizde mevcut olanlardan anlaşılmaktadır.

Edebiyat ve mûsikîden başka pozitif ilimlerle güzel sanatların diğer kollarında da kalem oynatmış, dinî bilgisini ilerletmiştir. Hat sanatında usta olduğunu, Belgrad seferinde orada kışladığı sırada ünlü tarihçi Peçevî İbrahim Efendi'ye "Talîyk"türü yazıyı öğretmiş olduğundan anlıyoruz.

Hâzâ Mecmua-i Saz ü Söz, Kantemiroğlu, Hamparsum ve Mandoli mecmualarında kayıtlı ve günümüze gelen eserleri arasında 11 peşrev ve saz semaisi bulunuyor. Divanından başka Arabça, Farsça, Çağatay ve Kırım Türkçesiyle yazılmış çeşitli yerlerde şiirleri vardır. Düz yazıdaki ustalığı da elimizde bulunan mektuplarından anlaşılmaktadır.

alıntı..